Reşat Nuri nin acımak adlı eserinin özeti kahramanları yazarı hakkında bilgiler ve değerlendirmeleri yazımızdan öğrenebilirsiniz

KİTAP ADI: Acımak

KİTABIN YAZARI: Reşat Nuri GÜNTEKİN

1. KİTABIN KONUSU : Bir öğretmenin geçmişte yaşadıklarının meslek hayatına etkisi.

2. KiTABIN ÖZETİ : Zehra mektebin başmuallimidir.Yeni eğitim öğretimin bütün gereklerini yerine getirir,öğrencilerle bire bir ilgilenir;fakat öğrencilerin yaptıkları yanlışları asla affetmez.İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Maarif Müdürü de Zehra'nın bu özelliğinden çok muzdariptir.Çeşitli zamanlarda uyarmış olmasına rağmen hiçbir değişiklik görmemiştir. Maarif Müdürü Tevfik Hayri ile Vekil Şerif Hayri Bey Zehra'nın okulunu ziyarete giderler.Şerif Hayri Bey Zehra'ya babasının hasta olduğunu, bu nedenle İstanbul'a gidip babasını görmesini ister;fakat Zehra babasının olmadığını ,o kişinin başka birisi olabileceğini söyler. İki gün sonra Maarif Müdürü'ne bir telgraf gelir.Zehra'nın babası Mürşit Efendinin ölmek üzere olduğunu, muallimin hemen yola çıkmasını bildirir. Müdür Zehra'yı çağırtarak hemen gitmesini ister.Fakat Zehra yine karşı gelir. Müdür fazla üstelemez. Biraz sonra hazırlanmış, elinde çantasıyla Zehra gelir ve gitmeye karar verdiğini söyler. Zehra İstanbul yolunda babasının ailesine yaptıklarını annesini, ablasını ve anneannesini nasıl öldürdüğünü ve en sonunda da kendisini bir yatılı okula verip hiç arayıp sormamasını düşünür. İstanbul'a varır. Eski komşuları Vehbi Bey kendisini karşılar. Niçin daha önce gelmediğini, babasının 'Zehra, Zehra' diye öldüğünü söyler. Eve vardıklarında babasının başında birkaç kadın vardır.babasını görmek istemez. Kendisine babasının eşyalarının bulunduğu sandığın anahtarı verilir. Aslında bunu hiç istemez fakat sandığı açar, içinde bir günlük vardır. Günlüğü okumaya başlar. Babasının ilk memuriyet yıllarını, annesiyle evlenmesini, anneannesinin davranışlarını okur. Zehra daha önce bildiği şeylerin hepsini tam tersi olduğunu öğrenir.Aslında bu olaylarda bütün suçlunun annesi ve anneannesi olduğunu anlar. Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.Hemen gidip babasının ayağını öper.Birkaç gün sonra okuluna tekrar döner ve artık Zehra'nın hiçbir eksiği kalmamıştır.Acımayı öğrenmiştir.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : İnsan kişiler hakkında araştırıp sormadan, hükümlere varıp ,onları yargılayıp, mahkum etmemelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Zehra:Mesleğini çok seven,öğrencilere en iyiyi vermeye çalışan idealist bir öğretmendir. Tevfik Hayri:Maarif Müdürüdür.Örnek bir yöneticidir.Zehra'ya babacan bir tavırla yaklaşmaktadır. Şerif Hayri Bey:Bölgenin vekilidir. Vehbi Bey:Zehra'nın eski komşusudur.Babasının zor zamanında ona yardım etmiştir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap akıcı bir dille kaleme alınmış sürükleyici bir eserdir.Bir insanda bulunması gereken en önemli özelliklerden birisini konu almıştır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti. Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünun Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı. Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı. Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı.

Reşat Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar. Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını gözardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.

Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır. Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanserinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.

 

Romanları: Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen, Miskinler Tekkesi (1946), Ripka İfşa Ediyor (1949), Kavak Yelleri (1950), Kan Davası (1955), Boyunduruk (1960), Son Sığınak (1961).

Hikayeleri: Gençlik ve Güzellik (1917), Recm (1919), Roçild (1919), Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar (1918), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan işler (1930). Oyunları: Gönül Veya İnhidam (1916), Babur Şah'ın Seccadesi (1919), Hançer (1920), Asker Dönüşü (1921), Eski Rüya (1922), Yaprak Dökümü (1923), Kır Çiçeği (1924), Ümidin Güneşi(1924), Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, Bir Köy Hocası (1928), Bir Kır Eğlencesi (1931), Felaket Karşısında, Gözdağı, Eski Borç (1931), Ümidin Mektebinde (1931), İstiklal (1933), Vergi Hırsızı (1933), Bir Yağmur Gecesi (1941), Yol Geçen Hanı (1944), Ağlayan Kız ( (1946), Eski Şarkı (1951), Hülleci (1953), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Balıkesir Muhasebecisi (1955), Bu Gece Başka Gece (1956).

Diğer Eserleri: Anadolu Notları (2Cilt, 1936-1966), Fransız Edebiyatı Antolojisi (3 cilt, 1929-1931), Üç Asırlık Fransız Edebiyatı (3 cilt, 1932).

Ayşe KULİN in ADI AYLİN adlı eserinin özeti kahramanları yazarı hakkında bilgiler ve değerlendirmeleri yazımızdan öğrenebilirsiniz.

KİTAP ADI : ADI AYLİN

KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN

1.KİTABIN KONUSU : Bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL 'in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.

2.DETAYLI KİTAP ÖZETİ : Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris'te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap'la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin'e ters gelmekte zamanla Aylin'in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider. Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin'in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus'taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center'dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kaldı sadece. Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel'de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim'in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Paswak bu yüzden önce Wall Dame'nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı. Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin'in sağduyusu aşkına galip geldi.

Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim'in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanıştı. Michel'i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel'in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin'in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin'e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti. Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin'i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı. Fakat düşünülen olmadı Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle Oklahoma'ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti. Aylin Üniformasını ilk kez 1992'nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım 1992'de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti. Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin'in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin'in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı. Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise "Freak Accident" yani Garip bir kaza idi. "... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ...

Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Bir insanın azimle çalışınca başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Aylin,genç,güzel,çalışkan ve azimli bir Türk kızı.Hedeflerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze alıyor. Michel,yakışıklı,dürüst aynı zamanda da Aylin'in meslaktaşıdır.Aylin ile evlenir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Yazar,Aylin'in başarılarla dolu hayatını oldukça açık bir dille ve gayet akıcı bir üslupla anlatmıştır.Okunmaya değer bir kitaptır.

6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ : AYŞE KULİN

Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı. 1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikâye Armağa'nı kazandı. 1997'de yayınlanan Adı Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999'da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000'de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.

KİTAPLARI Güneşe Dön Yüzünü (1984) Bir Tatlı Huzur (1996) Adı; Aylin (1997) Geniş Zamanlar (1998) Sevdalinka (1999) Füreya (2000)

REŞAT NURİ GÜNTEKİN in ANADOLU NOTLARI adlı eserinin özeti kahramanları yazarı hakkında bilgiler ve değerlendirmeleri yazımızdan öğrenebilirsiniz. 

KİTAP ADI: ANADOLU NOTLARI

KİTABIN YAZARI: REŞAT NURİ GÜNTEKİN

1. KİTABIN KONUSU : Bir Anadolu gezisindeki yaşanan olaylar.

2. KİTABIN ÖZETİ : Kitap birçok kısa notlardan oluştuğu için içinde birçok olaylar vardır. Bunlardan birkaçını sizlere anlatmak ve özetlemek istiyorum. "Trende" adlı notunda trene bindiği andaki hissettiklerini yazıyor. Trende en büyük zevk vagonda bir yolcunun olmamasıdır. Bu yüzden her duruşta gelen yolcuya ! "Burada biri var. Kantine gitti. Şimdi gelir" diyerek onun gitmesini bekliyordu. Bazen de uğurlamaya gelenleri yanına oturtturmak ve tren hareket edinceye kadar bekleyip daha sonra salıvermektir. Yazarın kullandığı en büyük taktik hasta numarasıdır. Yüzüne bir tülbent bağlayıp, parmağıyla gözünün etrafına bir parça sigara külü bulaştırıvermiş. Daha olmazsa "vallahi bilmem birader, bizim dayı yılancıktan öldü. Bize de mi geçti nedir ?" diye konuşuverir. Herifi koydunsa bul....

Şoför notunda da kamyoncunun bir yol boyunca karşılaştığı tuhaf olayları anlatmaktadır. Yazarın en ilgisini çektiği olay yolda süregelen tel olayıdır. Her arabada tel vardır fakat yolda aracı bozulduğunda araç durup beklerken, yayına gelen kamyoncu ona tereddüt etmeden telini verir. Az ileride kendi aracıda bozulduğunda teli verdiğine pişman olur. Yazarın titiz ve seçici olması yazdığı notlardan da belli oluyor. Yatak çarşafları adlı notunda yazar, yatak çarşaflarına dikkat ediyor. Hiçbir zaman kendi gözüyle görmediği çarşaf değişimi için görevliye başvurur ve bizzat değiştirir. Ama bu onun için yine yeterli değildir. İçinde "ya diğer yataktan çıkartıp getirmişse" diye bir ukte kalmıştır. Su onun için en önemli varlıktır. Yanında ihtiyatte mutlak bir su bulunmaktadır. Su bulunmazsa gidip maden suyu alıp onunla idare edermiş. "Yolda Hastalık" notunda ise, geçirdiği hastalığı kendi kendine geçirmeye çalışıyor. Bilgili olmasına rağmen rezil olmamak için otele çekilip terlemek suretiyle hastalığından kurtulmaya çalışmaktadır. Tulüyat Tiyatrolarda yazarın kitabında 3 bölümde yer almaktadır. Onun için tiyatronun kültür ve gelişme bakımından önemi büyüktür. Fakat, köylere gelen tiyatrocular ve özellikle bayanların giyiniş tarzı köylü erkekleri kışkırtıyor ve köyle fitne yarattığı için genellikle tiyatrocular kovuluyordu. Onun için otelde yalnız olarak yatmak huzur ve güvence vermektedir. Fakat, son anda gelen davetsiz misafir onun rahatını bozar ve hiç tanımadığı kişiyle yatmanın verdiği tedirginlik onu rahatsız etmektedir. Fare adlı notunda da paranın ne denli önemli olduğunu ve onun için şantaj bile yapıldığını belirtmektedir. Son notu olan "Bir dost Tenkidine Cevap" adlı notunda da dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap veriyorlardı. Dostu, ona bu hatıra türü notlarını roman metoduna kaçmış olduğunu belirtmiştir.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Kısa olaylardan oluşan bu kitap ; Anadolu güzellilerini, yöre halkının yaşam tarzlarını anlatmakta ve "Çok gezen çok bilir" atasözünü doğrulamaktadır.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kitaptaki olaylar, gerçekçi ve mantiki bir tarzdadır. Olaylarda savunulan bir taraf yoktur. Yazar olayları kendi çıkarları doğrultusunda yazmış ve kimi zaman kendinin olaylarını, hastalıklarını ön planda tutmuş ve tasvirden kaçınmıştır. Roman tarzı yazmasını da kısa notlarda açıkça belli eder. Köylüler, uyanık ve akıllı olduklarını tasvir etmiş ve göründüğü olmalarına rağmen bir takım hırslar-para gibi -onların şantaj yapmaya kadar götürmüştür. Kamyoncular, birlik ve beraberliğe düşkün insanlar olarak tanınmış ve kendi eksikliğini düşünmeden ve görmeden başkalarına yardım etmeyi kendilerine bir borç bilmiştir. Ayrıca birtakım kişilerin hala hurafelerden kurtulamadığı ve bu inançlarına devam ettiklerini görmekteyiz.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : İki kitaptan oluşan Anadolu Notları, notlarda ve anılardan oluştuğu için oldukça zevkli ve sürükleyici bir anlatım içermektedir.

REŞAT NURİ GÜNTEKİN in AKŞAM GÜNEŞİ adlı eserinin özeti kahramanları yazarı hakkında bilgiler ve değerlendirmeleri yazımızdan öğrenebilirsiniz.

KİTABIN ADI:AKŞAM GÜNEŞİ

KİTABIN YAZARI: REŞAT NURİ GÜNTEKİN

 

1.KİTABIN KONUSU: Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından geçen olayları ve aşklarını anlatıyor. 2.KİTABIN ÖZETİ: Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada'da yaşar. Amcası onu İstanbul'a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa'ya askeri akademiye girer. Fransa'da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul'a döner. İstanbul'dan Şam'a tayini çıkar. Şam'da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan'a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra'ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler. Necati Bulgaristan'a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati'nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati'ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul'a amcasının yanına döner. İstanbul'a gidince durumu Zehra'ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati'nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada'daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: Hayat her zaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: NECATİ; gençliğini dolu dolu yaşamış, istediği her şeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği kalmamıştır. LEYLA; sevecen, çok güzel bir kızdır. Gönlünü genç yaşta Necati'ye kaptırır. NİLGÜN; yardımsever ve iyi kalpli bir kızdır. Necati'ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu söyleyemez. 5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Olaylar başlangıçta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmen, anlaşılır bir dille yazılmıştır. 6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi' ni bitirdi (1912). Bursa' da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-1943), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra' da öldü. İstanbul' da Karacaahmet Mezarlığı'nda gömüldü. ROMANLARI; Gizli El(1922),Çalıkuşu(1922),Damga(1924),Dudaktan Kalbe (1925),Akşam Güneşi (1926),Bir Kadın Düşmanı (1927),Yeşil Gece (1928),Acımak (1928),Yaprak Dökümü (1930),Kızılcık Dalları (1932),Gökyüzü (1935),Eski Hastalık (1938),Ateş Gecesi (1942),Değirmen (1944),Miskinler Tekkesi (1946),Harabelerin Çiçeği (1953),Kavak Yelleri (1950),Son Sığınak (1961),KanDavası (1955). HİKAYE KİTAPLARI; Tanrı Misafiri (1927),Sönmüş Yıldızlar (1927),Leyla ile Mecnun (1928),Olağan İşler (1930)

Yusuf Atılgan nın Anayurt Oteli adlı eserinin özeti kahramanları yazarı hakkında bilgiler ve değerlendirmeleri yazımızdan öğrenebilirsiniz. 

 Kitap Adı: Anayurt Oteli

yAZARI : Yusuf Atılgan

Yayımlandığı İl: İstanbul Baskı Sayısı: 6 (İlk baskı 1973'de Bilgi Yayınları tarafından Ankara'da yapılmıştır. 2001'de İstanbul'da yapılan 6. Baskı, Yapı Kredi Yayınları'ndaki ikinci baskıdır. Daha önce iki kez Bilgi Yayınları'nda, iki kez de İletişim Yayıncılık'ta basılmıştır.)

Sayfa Sayısı: 108

Türü: Roman

Anayurt Oteli-İçerik: Yusuf Atılgan'ın bu alandaki şöhretinin hakkını verir şekilde psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık konuları başarıyla işlenmiştir. Romanda birbirine benzeyen, geçici ilişkilerle geçen günlerle dolu; yalnız, tek başına ve küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında sürüklenen bir hayatın, gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadının otelde bir gece kalmasıyla değişmesi ve bu değişimin sonuçları anlatılıyor. Bu roman aynı adla, 1987'de yönetmen Ömer Kavur tarafından beyaz perdeye aktarılmış, bu film de tüm zamanların en iyi 3. Türk filmi seçilmiştir. Yazarın Diğer Eserleri: Roman: Aylak Adam (1959), Canistan (2000).

Öykü: Bodur Minareden Öte (1960), Eylemci (Bütün Öyküleri Adıyla; 1992). Çocuk Kitabı:Ekmek Elden Süt Memeden (1981). Çeviri: Toplumda Sanat (K.Baynes; 1980)

2- Anayurt Oteli- İncelenmesi:

A: İçerik İncelemesi Konu ve Tema: Kitapta yalnızlık, yabancılaşma gibi konular işleniyor. Kitabın kahramanı otelinde kurduğu kendi dünyasında yaşıyor. Çeşitli psikolojik sorunları var. Kitapta çok hafif bir şekilde özgürlük konusunu da görebiliyoruz. Ama diğer eserlerle ters olarak kendini yalnız hisseden roman kahramanı cinayet işlemesine rağmen özgür olmasının ağırlığına dayanamıyor ve intihar ediyor.

Mekan: Roman, bir Anadolu kasabasında geçiyor. Kasaba'nın kuzeyinde bir ova, güneyinde de eteğinde yayıldığı bir dağ var. İçinden döne döne, boz bulanık bir ırmak akıyor. Geniş sokakları, arsaları, ve bir tren istasyonu var. Kasabanın başından, 1922 yılı güzünde batıya kaçan Yunanlıların sebep olduğu bir yangın geçmiş. Asıl mekan ise, ana karakter Zebercet'in katipliğini idame ettirdiği Anayurt Oteli'dir. Bu otel, istasyonun arkasındaki alandan ana caddeye çıkan sokağın karşısında, eskiden zengin Rumların da oturduğu bir mahallede olduğu için yanmadan kalabilmiş yapılardan biri. Zebercet'in büyük dedesi Keçecizade Malik Bey tarafından konak olarak yaptırılmış olsa da daha sonra Zebercet'in babası nüfus kâtibi Ahmet Bey'in baskılarıyla otele dönüştürülmüş. Asıl sahip Rüstem Bey, İzmir'de yaşıyor. Otelin işletmeciliğini ise 40 yıldır (ilk otuz yıl Ahmet Bey, son on yıldır Zebercet'e ait olmak üzere) Zebercet ve ailesi yürütüyor. Zaman: Olay Cumhuriyet Dönemi'nde geçiyor. Tam tarih verilmiyor ama kitabın içine gizlenmiş ayrıntılar dikkatle incelenirse olayın 1963 yılında geçtiği fark edilebilir.

Kişiler:

Zebercet: Otelin kâtibi. Otuz üç yaşında; boyu bir altmış iki, kilosu elli altı ya da elli yedi. Başı bedenine göre büyükçe, geniş alınlı, kuru yüzlü; saçları, bıyığı koyu kahverengi. Zebercet, kitabın arka kapağında belirtildiği gibi ne ölü, ne sağ bir yaşamın kahramanı. Bir takım değişik ruhsal özellikleri, değişik takıntıları var. Tam doyurulmamış bir cinsellik dürtüsünün etkisiyle bazen hizmetçi kadına tecavüz ediyor, romanın bir bölümünde horoz döğüşü izlerken tanıştığı Ekrem isimli gence karşı eşcinsel duygular besliyor, ayrıntılara çok dikkat ediyor, ve değişik takıntıları var. Çocukluğunda yaşadığı bazı olaylar kişiliğini derinden etkilemiş.

Ortalıkçı Kadın: Otelin temizlikçisi. Otuz beş yaşlarında; yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, biraz dişlek, dudakları kalın. On sene önce köyünden gelip işe başlamış, otelin çatı katındaki iki odadan birinde kalıyor. (Diğer oda da Zebercet'in odası). Uykusu çok ağır olduğundan Zebercet'in bazı geceler yanına yatıp onunla birlikte olmasını fark edemiyor. Romanın sonunda Zebercet onu boğarak öldürüyor. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın: Otelde bir gece kalmıştır. Daha sonra civar köylerinden birine gider. Zebercet ondan o kadar çok etkilenir ki o gittikten sonra uzun süre kaldığı odanın düzenine hiç dokunmaz. Yirmi altı yaşlarında;uzunca boylu; saçları, gözleri, kara; burnu sivri, dudakları ince. Romanda fiziksel olarak fazla yer almıyor, ama Zebercet, sürekli onu düşünüyor.

Emekli subay olduğunu söyleyen adam: Orta boylu, tıknaz. Hicri takvimle bin üçyüz yirmi yedi doğumlu. Romanın büyük bir kısmında otelde müşteri olarak kalıyor. Çok okuyor. Otelden ayrıldıktan sonra kanun kaçağı olduğu, kızını boğduğu, ve bu sebepten arandığı ortaya çıkıyor.

Diğer kişiler: Romanda az yer tutan diğer kişiler: Otele gelen çeitli müşteriler. (Bir dişçi, bir kadın, bir yeni öğretmen çift, öğrenciler, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havluyu almaya gelen iki köylü genci, ve diğer günübirlik müşteriler.) Zebercet'in Ulu Park'ta sohbet ettiği ihtiyar, Zebercet'in eşcinsel dürtüler beslediği soğuk demircide çalışan Ekrem, Zebercet'in sık sık gittiği içkili aşevinin garsonu.

Anayurt Oteli - Özet

Kasabadaki Anayurt Oteli'nin katibi Zebercet, kişilik bunalımı ve yalnızlık çekmektedir. Otele gelip bir gece kalan esrarengiz kadın tekdüze geçen hayatını değiştirir. Bu düşün peşinde bütün yaşamı, bastırdığı duyguları, ve sorunları ortaya çıkar. Kendi odasından, gizemli kadının bıraktığı odaya taşınır. Geçeleri, içinde o kadının da olduğu düşler kurmaya başlar. Sonra giderek otele gelen müşterileri kabul etmemeye başlar, ve en sonunda oteli dışarıya kapatır. Otel kapanınca ortalıkçı kadın köyüne dönmek ister. Bir gün, Zebercet aşevinde bir hayli içtikten sonra, aşevinden çıkan bir adamı takip ederek horoz döğüşlerine gider. Burada tanıdığı Ekrem isimli genci sinemaya götürür. Aklından onu otele "atmak" geçse de, onunla vedalaşır ve otele gelir. O gece, hayatında cinselliği az da olsa yaşayabildiği tek kadın olan ortalıkçı kadın'ı isteğiyle beraber olduktan sonra boğarak öldürür. Daha sonraki günlerde kasabada amaçsızca dolaşır. Bu arada kasaba adliyesinde izleyici olarak katıldığı bir duruşmada karısını öldüren sanığın yerine kendini koyarak bir iç hesaplaşma yaşar. Sanığın duruşması 28 Kasım gününe ertelenir. Adliyeden çıkan Zebercet, Ulu Park'da bir ihtiyarla sohbet eder. Daha sonra yabancılaşmasına, yalnızlığına, cinayet işlemesine rağmen hala özgür olmasına dayanamaz, kendini kadının kaldığı odanın tavanına asar. Romanın olay örgüsü böyle özetlenebilir.

Roman Türü: Romanın hem psikolojik roman, hem de sürrealist bir roman olduğu söylenebilir.

Alıntılar: "...-Ağır bir söz mü söyledi sana? Vurdu mu? ..." (75) "(Zebercet sarhoşken sızıp rüyasında kendi mahkemesinin olduğunu görüyor.)... Yargıç kürsüye vuruyor savunmanızı öldürme hakkı üzerine kurduğunuz anlaşılıyor bu konu burada tartışılmaz burada bir eylem yasaların bir bölmesine sığdırılır diyor..." (94) "...Yeryüzünde canlı kalmanın birbakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu..." (96) "... Ne oldu? Yapmayı unuttuğu birşeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstüyaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?..." (108)

B:Anayurt Oteli- Biçim İncelemesi

Dil: Roman yalın ve temiz bir Türkçe ile yazılmış. Zaman zaman, otele gelen köylüler, kendi günlük konuşma alışkanlıklarına ait bazı tabirler kullansalar da, roman günümüz Türkçesi ile yazılmış.Bunun nedeni de romanın yazıldığı zamanın şartlarına göre modern bir kasabada geçmiş olmasıdır.

Anlatım Öğeleri: Romanda çok değişik anlatım tekniklerine başvurulmuş. Kasaba ve insanları, fazla uzun olmayan, sıkmayan tasvirlerle çok başarılı bir biçimde anlatılmış. Karakterlerin, özellikle Zebercet'in buhranlarla dolu iç dünyası çok başarılı iç monologlarla ve çözümlemelerle aktarılmış. Özellikle dikkat çeken ise, Zebercet'in ruhsal krizlerinin ve rüyalarının, noktalama işaretleri kullanılmadan aktarılarak gerekli havanın başarıyla sağlanmasıdır.

Anlatıcı: Romanda, olaylar üçüncü tekil şahıs ağzıyla aktarılmış ama iç çözümlemeler, Zebercet'in aklından geçenlerin birinci tekil şahıs tarafından aktarıldığı da görülüyor. Tür Kimliği: Romanda olaylar çoğunlukla bir günlük gibi, kronolojik sırayla aktarılmış.

 

C: Üslup Yazar çok mantıklı cümlelerle anlatıyor hikayesini. Kullandığı yalın, duru, ve temiz dil, Yusuf Atıgan'ın kendine has üslubu olmuş. Anlatım tekniği ve kurgusundan, ayrıntıları, imgeleri usluca kullanışından ve sıkça kullandığı iç monolog ve bilinç akışı tekniği açısından bakıldığında Yusuf Atıgan'ın edebiyatımızda farklı ve kendine has bir üslup oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir.

 

D: Yusuf Atılgan'ın Yazın Dünyasındaki Yeri Yusuf Atılgan, bireyin ruh halini en iyi yansıtan yazarlardan biri olarak tanınmıştır. Özellikle Anayurt Oteli, bu alanda bir başyapıt olarak değerlendirilebilir. Böyle kaliteli bir yazarın, aslında fazla eser veremeden aramızdan ayrılmış olması üzüntü vericidir.

Yazar Adı: Yusuf Atılgan. (1921-1989).

Manisa'da doğdu. Manisa Ortaokulu'nu, Balıkesir Lisesi'ni, ve ikinci sınıftan itibaren askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1944). Akşehir'de bir sene edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1946'da Manisa'ya yerleşti ve burada çiftçilikle uğraştı. 1970'de İstanbul'a döndü. Çeşitli yayınevlerinde redaktörlük, danışmanlık gibi görevler alan yazar, Canistan romanının üzerinde çalışırken 9 Ekim 1989'da Moda'daki evinde kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti.

birarabinbul.com Her Hakki saklidir. birarabinbul 2013-2017 Sitemizdeki bir cok yayin derlemedir. Telif Hakki oldugunu dusundugunuz yayinlar icin iletiime geciniz. Admin iletisim.